Yazdır  
TODGEP KADIN ONURUNU YÜCELTTİ
İstanbul üçüncü bölgenin en etkin sivil toplum kuruluşlarından Toplumsal Değişim ve Gelişim Derneği, 08 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü onurunu, değerine yakışan kaliteli bir organizasyonla yüceltti.

how much does an abortion cost

unwanted pregnancy francescocutolo.it
Ünlü televizyon programı yapımcısı ve gazeteci Tayfun Talipoğlu'nun moderatörlüğünde Bahçeşehir Mektebim Koleji konferans salonunda düzenlenen ''Toplumda Kadın Kimliği'' başlıklı panel, kadını anlatan türküler geçidi ve nitelikli toplum sohbetlerle doyumsuz bir etkinlik gecesini simgeledi. İkiyüzü aşkın davetlinin katkı sağladığı organizasyon, konsepti, içeriği, program zenginliği ve halkla ilişkiler yetkinliği açısından duyguları gülümsetti. Davet öncesi gerçekleştirilen kokteyl ikramı ve kadın misafirlere yönelik hazırlanan sürpriz anı armağanları zarif düşünceler incisiydi.
Panel akşamına CHP İstanbul İl Yöneticisi Oruç Oymak, Bader Başkanı Uğur Barış Karabulut, Atatürkçü Düşünce Derneği Bahçeşehir Şubesi İl Delegesi İsmail Acar, eski sendikacılardan Rıdvan Budak, gazeteci Hasan Hınıslı başta olmak üzere çok sayıda akademisyen, gazeteci, yazar, aydın ve halk kitlesi iştirak etti.
TAYFUN TALİPOĞLU: ''KADINLAR İÇİN ÖVGÜ YALAKALIKLARI SON BULMALI''
Panelin açılış konuşması Tayfun Talipoğlu'ndan geldi. Talipoğlu'nun söylemleri salondaki konuklar tarafından alkışlarla desteklendi; ''Bugün 08 Mart. Her tarafta kadına övgüler yığını görebiliriz. Hepimiz o yalakalığı yapıyoruz maalesef. Ben bu akşam bu ortamda sıradan bir panel atmosferi yaşanması taraftarı değilim. Biraz şeytanın avukatlığını yapalım, biraz da sormaktan kaçındığımız sorulara kafa yoralım istiyorum. Gerçi panelistler arasında muhalif bir avukat arkadaşım var ama (Ali Yıldırım) ben de güzel ortama bir şeyler katmak niyetindeyim. Emeğin giderek daha fazla sömürüldüğü ve bu adaletsizliğin en yüksek görüldüğü ülkeler 08 Mart'ı kapitalizmin süsü olarak kullanmaya başladı. Mağazalarda kadınlar günü indirimleri, hediye paketleri, tüketim gayretleri. Burada, hep birlikte bir grup insan emekçi kadınlar gününü anmaya çalışıyoruz. Bir adam adamsa, her şeyden önemlisi insansa, kadın hakları gibi bir gündem konu olmaktan çıkar. Eşit insanlar arasında haklar neden tartışılsın ki. Siyasi partilere bakıyorsunuz, kadın kotası, kadınlar kolu falan. Neden erkekler kolu yok, ya da erkek kotası konuşulmuyor? Sinema çok yüzlü, güçlü bir iletişim aracı. Amerika'ya hiç gitmeyen bir insan bile izlediği filmler sayesinde Amerika'daki yaşam kesitleri hakkında bilgi sahibi olabiliyor. Türkiye'deki dizi film geleneğine bakıyorsunuz. Kadın, devamlı dövülen, dayak yiyen taraf. Kadının dövülebilir bir  canlı olduğu gerçeği zihinlere işleniyor. Bizler maalesef yaşamın ekran, slogan tarafını yaşıyoruz. Giderek erkekleşen toplumlar ve giderek erkekleşen kadınlarla farklı bir yaşam seyrine yol alıyoruz. Anadolu coğrafyasında 2.5 milyon kilometre yol yapmış, ülkenin en ücra noktalarında insanlara ulaşmış bir televizyoncuyum. Bu coğrafyada insanlar ne yazık ki çorabının kirlendiğini hala koklayarak anlayabiliyor. Evlilikler sağlıklı şartlarda kurulamadığı için, şiddet fazlalaşıyor. Çiftler önceden tanışmayınca, sonradan ayrışmaları çok kolay oluyor. Toplumu toplum yapan kadın erkek ilişkileridir. Mayada problem olduğunu düşünüyorum. Kadınsız demokrasi eksik kalır. Şiddet kavramına karşı olmak aile terbiyesinden başlar.
Adli vakalar baz alındığında Türkiye'de kentlerde yaşayan kadınların %18 inin dayak yediğini görüyoruz. Çok acı bir tablo. Bizim kuşak, 12 Eylül'den sonra çocuklarımız bizim çektiklerimizi yaşamasınlar diye onları cam fanuslara kapattı. İzole etti. Çocukların anısı yok. Küçük yaşlarımda Converse markalı bir ayakkabı vardı. Babamın maaşının üçte biri kadar fiyata satılıyordu. Ona yük olmamak için almadım, alamadım. Geçmişten gelen psikolojiyle hala o markalı ayakkabıyı giymiyorum. Komünist yakıştırması yaptıkları için bu ülkede Kaymakam olamadım. Düğün salonlarında şarkı söyleyerek hayatımı kazanmaya çalıştım. 08 Mart'ın bize anlattığı değerleri iyi görmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bu akşam çok keyifli bir paylaşım ortamı olacak. Herkese teşekkür ediyorum.
KADİR POLAT: ''CLARA ZETKİN'DEN TÜRKAN SAYLAN'A KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNE SELAM OLSUN''
08 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü anmasına yönelik konuşmasını yapmak üzere TODGEP Başkanı Kadir Polat sahneye davet edildi. Konukların büyük alkışları arasında kürsüye gelen Polat, teoriden yorulmuş, kasvetli anlatı cümleleri kurmayacağını ve erkek egemen toplumların büyük hilesi olan kadın ayrımcılığı konusunda küçük bilgi notları paylaşacağını ifade etti. Başkan, toplumda cinsiyet dayatmasından başlayarak, iş ve çalışma koşulları, bireysel özgürlükler ve sosyal dengesizlikler kulvarında sürekli dezavantajlı duruma düşürülmek istenen kadınlara özür borçlu olduklarını belirtti.
Kadir Polat şöyle devam etti; ''Özgecan Aslan'ın yaşamıyla ödediği bedel tesadüflerle anlatılamazdı. Anlatılamadı.
Bindiği minibüste kötü olaylara maruz kalabileceği endişesini taşımayan kadın yok gibidir. Otobüste tek kalmamak için, kendisinden önce inen son yolcuyla aracı terk etmek zorunda bırakılan yine odur. İşten geç çıktığı saatlerde, eve gitmek için sokakta yürürken yanından geçtiği adam tarafından taciz edileceği kuşkusu yaşayan maalesef o narin ruhlardır. Kadın bindiği taksinin plakasını almak, yemek siparişi verdiğinde evde yalnız olduğunu gizlemek için oyun oynamak durumundadır.
Etek giyerken boyuna, saçını tararken mahalleli yorumuna, sosyal yaşam tercihinde baba, abi onayına mecbur bırakılandır. Televizyon dizilerinde cinsel arzu nesnesi olarak tanımlanmaktadır. Kadının mağdur bırakıldığı taciz, tecavüz, şiddet, cinayet gibi suçlara karışan erkeklere uygulanan ceza indirimleri, bizlere çok daha büyük toplumsal sorumluluklar tanımlamaktadır. 1857 Newyork'lu kadın dokuma işçileri direnişinden, 1917 devrim fitilini ateşleyen Petograd'lı kadınlara, Clara Zetkin'den Türkan Saylan'a kadar kadın mücadelesinin öncü isimlerini saygıyla yadediyoruz. Kadınlarımızın sokakları da, meydanları da, geceleri de, barikatları da terk etmeyeceğiz kararlılığına saygı duyuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ilkelerini, laiklik kavramının anlamını ve derinliğini, aydınlık yarınlara uzanan çağdaş ülke değerlerini dar kalıplar dergahına sıkıştırmak isteyenlere karşı yükselen kadın diriliş hareketine omuz veriyoruz. Bizler, sosyal statü penceresinin en mazlumu olan kadınlarımızın daha fazla inat, daha fazla itiraz ve daha fazla mücadele duruşlarını destekliyoruz. TODGEP olarak ''Toplumda Kadın Kimliği'' panelimize gösterdiğiniz ilgi nedeniyle şükranlarımızı sunuyor ve teşekkür ediyoruz. Saygılarımla.''
EDA ALAKUŞ'TAN ŞAHANE EZGİLER
TODGEP Başkanı Kadir Polat'ın konuşmasının ardından Türk Halk Müziği sanatçısı Eda Alakuş sahneye geldi.
Genç sanatçı, yalnızca 08 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde değil, yaşamın genelinde şiddetten uzak, kadınların el üstünde tutulduğu umutlu günler beklediklerini dile getirdi. Alakuş, geceyi daha da  güzel kılmak adına burada bulunduklarının altını çizdi. Sanata, sanatçıya saygılarından dolayı Kadir Polat'a ve TODGEP yönetim kuruluna teşekkür etti.
Başarılı sanatçı sırasıyla, Sarı Gelin-Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar-Ne ağlarsın benim zülfü siyahım-Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binayı-Mevlam bir çok dert vermiş-Çiçekten harman olmaz, yar derde derman olmaz adlı türküleri seslendirdi.
NURSEL SAĞIROĞLU: ''CANI YANAN TÜM KADINLAR VE ERKEKLER İÇİN BU ÇİÇEĞİ SAHNEYE BIRAKIYORUM''
Panelistlerden Arel Üniversitesi Kamu Hukuku ve Siyaset Bilimci Öğretim Görevlisi Nursel Sağıroğlu, 08 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne dair düşünce  ve görüşlerini paylaştı. Kapıda kendisine takdim edilen karanfili, canı yanan tüm kadınlar ve erkeklere ithafen sahne önüne bırakan akademisyen izleyicilerden büyük alkış aldı. Sağıroğlu konuşmasında kısaca şu bilgileri aktardı; ''Salonumuz çok güzel, yaşayan bir salon. Çocuklar, anneler, erkekler, gençler. Demek ki istenildiği zaman kadın ve erkek bir araya gelebiliyor. Bu akşam sizlerden bir ricam var. Burada anlatacaklarımın en arkasını görebilmenizi rica ediyorum. Bizler, toplum olarak ne yazık ki cümlelerin ön taraflarında takılıp kalıyoruz. Arka bölümdeki anlamları çoğu kez ıskalıyoruz. Kadınlar gününe inanmıyorum. Çünkü kadınla erkeği hep bir arada düşünüyorum. Birbirinden ayrı bir çözüm yaratılacağını da sanmıyorum. Allah hata yapmadığına göre kadın ve erkeği aynı anda yaratması rastlantı sayılamaz. İkisi birbirine lazım. Beraberliğin keyfini çıkarmak varken, neleri tartışıyoruz. Yeni iktidar sahipleri 93 yıllık cumhuriyeti enkaz olarak algılayıp, toplumun arka planını yeniden ele almanın derdine düştüler. Ele geçirme yarışı gibi bir şey bu. Rövanş almak istiyorlar sanki. Kadınlar niçin kendilerini kapatsın? İnsanların ruhunu ezen o düzen kadınlar için neden başka formüller buldurmuyor?
Kadın kapanmalı, sormamalı, araştırmamalı, ayağa kalkmamalı. Kimliklerimizi sadece bu iradenin dayattığı biçimlendirmeyle formatlamaya çalışıyorlar. Oysa cumhuriyetin ilk yılları kadını sadece dişilik özellikleriyle nitelendirmedi. Meslekler edindirdi, hukuki düzenlemeler getirdi. Seçme, seçilme haklarını verdi. Şimdiki zamanda ise üzülerek söylemeliyim ki mevzu protatip kadın modeli yaratma meselesi haline geldi. İktidarlar kadınla uğraşmayı seviyorlar. Benim çözümüm adım adıma, adam adama markajdır.''
YAPRAK CİVELEK:''TÜRKİYE KADIN HAKLARI KONUSUNDA ORTADOĞU TOPLUMUNA BENZİYOR''
İkinci panelist Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Yardımcı Doçent Doktor Yaprak Civelek ünlü şair Nazım Hikmet'in ''Kadınlarımız'' adlı şiirinden bir alıntı yaparak sözlerine başladı;
''Ve bizim kadınlarımız-korkunç ve mübarek elleri-ince küçük çeneleri ve kocaman gözleriyle-anamız, avradımız, yarimiz-ve sanki hiç yaşanmamıış gibi ölen-ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen-ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız-ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki-ve kara saban koşulan ve ağıllarda-ışıltısında yere saplı bıçakların-oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar...
Evet. Kadınlar. Arada kalmış yaşamlar. Kadının hane içindeki konumu, gelip geçici yaşam öyküleri, politik ifadeleri. Kadına yönelik şiddet kumpasları. Zor tabular, katlanılanlar. Modernleşmeyi iyi bir süreç olarak mı görmeliyiz? Tarihe iz bırakmış filozof, düşünce adamları ve insan bilimcileri bu konularda neyi öğütlüyor? Türkiye, kadın hakları ve özgürlükleri konusunda ortadoğu toplumlarına benziyor. Erkeksel kamu düzeni. Kadınların sürekli rahatsız edildiği, zarar gördüğü ve devlet tarafından görmezden gelinen yanlışlıklar serisi. Ataerkillik cinsel bir politikadır. İslam özünde muhafazakar bir yapıdır. Cumhuriyet rejiminin kadınımıza verdiği fırsatlar inkar edilemez, reddedilemez. Kadınlar kendilerini keşfetmek zorunda. Üzerlerindeki hakimiyeti anlamak, çözümlemek zorunda. Kolay olmadığını biliyorum. Kadınlarımızı kendi özgürlükleri, bireylikleri için mücadele etmeye çağırıyorum.''
ALİ YILDIRIM: ''RAHMAN VE RAHİM OLAN KADINDIR''
Üçüncü panelist araştırmacı, yazar, avukat Ali Yıldırım'ın anlatımları salondaki davetlileri hem duygulandırdı, hem heyecanlandırdı. İşte Yıldırım'ın coşkuyla alkışlanan konuşmasının ana hatları;
''Newyork'lu dokuma işçisi kadınlar, eşitsizliğe muhatap bırakıldıkları için 1857'de bir günlük eylem yaptılar. Patronlar kadın işçileri fabrikaya kilitledi. Kaynağı belirsiz şekilde çıkan yangın sonucunda yüzlerce kadın işçi feci şekilde can verdi. 08 Mart aslında bir kutlama değil, anma günüdür. Kadınların başına gelen ötekileştirmenin tek sorumlusu erkeklerdir. Erkekler adam olmadan, kadın sorunu çözülmez. Kadın, Anadolu'da uygarlığın fışkırdığı toprak parçasıdır. Uygarlık, tarıma geçiş kadınla ana Tanrıça'yla başlar. Atalarımızın hepsinin birer anneleri vardı. Ama babası olmayan onlarca insan sayabiliriz. İsa peygamber de olduğu gibi.
Kibele ana Tanrıçası'na derviş olmak isteyen insanlar bir törenle erkeklik organlarını keserek Kibele'ye adarmış.
Ana Tanrıça, uygarlığın, toprak bereketinin ve insanlığın temsilcisi, adalet sağlayanı, temeli konumundaymış.
Ne zaman Ana Tanrıça ölmüş, o zaman despotluk başlamış. Uygarlığın sonu gelmiş.
Kadın, erkek bir ve eşit olamadıkları için, kadın sorunlarını, kadına dair olumsuzlukları konuşuyoruz. Unutmayalım ki kadınlara mutsuzluk veren erkekleri de bir ana, bir kadın yetiştiriyor. Sosyal yaşamdaki en ufak örnekler bile aslında eşitsizliğin nedeninin bazen kadın bilincindeki problemlerden kaynaklandığına işaret ediyor. Örneğin karı, koca farklı işlerde çalışıyor, akşam evde buluşuluyor. Erkek, alıyor birasını koltuğuna geçiyor. Kadın işte canı çıktığı yetmiyormuş gibi bir de yemek yapımıyla uğraşmaya başlıyor. Çünkü bunu görev biliyor. Kadınlar neden bu eşitsizliği kabul ediyor? Neden kocaları keyif yaparken, o iki kere yorulmak zorunda kalıyor? Bu sıkıntılı platformda suçlu biraz da suskun kalan kadınlar bana göre. Ses çıkarmalısınız. Razı olmamalısınız.
Unutmamalıyız ki rahman ve rahim olan kadındır.
TODGEP'in ev sahipliğinde iki saat yirmi dakika süren etkinlik, panelistlere çiçek takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi