Yazdır  
TESADÜF…!
Deniz Bakır Köşe yazısı

Tesadüf kelime anlamı olarak “Yalnız ihtimallere bağlı olduğu düşünülen olayların kesin olmayan, değişebilen sebebi” ve “Rastlantı, rast geliş” olarak tanımlanmaktadır.  Gündelik yaşantımızda hoş olan ya da olmayan tesadüfler ile sıklıkla karşılaşırız. Ne var ki Nisan ayı boyunca süregelen gerek gündelik, gerek ise siyasal yaşantımızda tesadüf olarak gösterilmeye çalışılan, ancak tesadüften çok kurgulanmış bir dizi olaylar silsilesi ile karşı karşıyayız.
31 Mart Yerel Seçimlerinden hemen öncesinde seçmen listelerinin askıya çıkarılarak itiraz sürecinin başlatılması, usulsüz seçmen kayıtlarının önüne geçmek için kanun koyucular tarafından, yasalar ile tesis edilmiş bir haktır. Buna karşın siyasal oluşumların kendi usulsüzlüklerine dayanarak “Olağan Üstü İtiraz” yolu ile seçimlerin iptalini istemeleri bir TESADÜF değil, hakkın kötüye kullanılmasının somut örneğidir.
Özellikle seçmen listelerinin askıya çıkarıldığı esnada, AKP eliyle gerçekleştirildiği iddia edilen usulsüz seçmen kayıtlarına CHP tarafından itiraz edilmiştir. İtirazlara binaen Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi GÜVEN “Mükerrer seçmen de, sahte seçmen de yok” açıklaması yaparak kamuoyunu bilgilendirmiştir. Tüm bu açıklamalara rağmen 31 Mart Yerel seçimlerinden 17 gün sonra AKP’nin aynı gerekçe ile,  Olağan Üstü İtiraz yoluna başvurarak, seçim sonuçlarına tesir etmesini gerekçe göstermesi ve seçimlerin iptalini talep etmesi; Buna karşılık YSK’nın kuruluş tarihi boyunca rastlanmamış bir şekilde arar karar oluşturarak iddia edilen tüm hususları değerlendirmeye alacağının sinyalini vermesi de TESADÜF değildir.    
31 Mart 2019 Yerel seçimleri, propaganda sürecinde cumhur ittifakı bileşenlerinin söylemlerinde kullandığı, ötekileştirici jargon da, Mazbatanın Ekrem İMAMOĞLU’na verildiği sürece kadar yapılan eylem ve söylemler de TESADÜF değil. Tesadüfler zincirine eklenmek istenen son güncel mesele ise Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’na yapılan saldırıdır. İktidar cephesinden somut olaya bakıldığında, rastlantısal olarak şehit cenazesine AKP’li üyeler otobüslere doldurularak götürülmüştür. Şehidimizin cenaze namazı kılındığı esnada götürülen AKP’li üyeler saf tutmak yerine belirli bir bölgede beklemeye koyulmuştur. Yazılı ve görsel basının etkisinde kalarak Kemal KILIÇDAROĞLU’na saldırarak yaralanmasına neden olmuştur. Ne var ki olay hiç de öyle rastlantısal ve basite indirgenebilecek bir olay değildir.
Çok daha vahim olan, saldırı olayının oluş biçimi ve saldırıdan elde edilmek istenen netice itibarı ile irtibatlı olduğu geniş bir perspektiften bakıldığında rahatlıkla görülmektedir. Öyle ki şehidin cenaze töreninin İlçe merkezi Çubuk yerine köyde yapılacak şekilde organize edilmesi, cenaze törenine götürülecek 4 otobüsün AKP ilçe örgütü tarafından organize edilmesi, törene otobüsle katılacak insanların daha öncesinde provokatif eylemlere katıldığı bilinen ve tespit edilen kişilerden oluşması, bu kişilerin AKP üyesi olması, AKP üyesi kişilerin cenazede saf tutmak yerine belirli bir bölgede bekletilmesi, KILIÇDAROĞLUNUN şehidimizin törenine katılacağını İçişleri Bakanlığına bildirmesi, gerekli ve yeterli güvenlik önlemlerinin alınmamış olması, cenaze törenine katılmak için olayların meydana geldiği köye gelmesi, gelişi ile birlikte AKP’li provokatörlerin bir araya toplanması, koruma duvarlarının bir anda kalkarak sayın KILIÇDAROĞLU’nun saldırılara açık hale gelmesi, aracının ve sığındığı evin taşlanarak yakılmak istenmesi, Milli Savunma Bakanı sıfatı ile Hulusi AKAR’ın saldırganlara hitaben “Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar mesajlarınızı verdiniz. Tepkinizi gösterdiniz.” diyerek hitap etmesi, AKP Genel Başkanı Recep Tayip ERDOĞANIN kendi partisine mensup kişilerin organize ettiği bir saldırıyı “ bir gaz sıkışması var” yorumu ile haklı göstermeye çalışması, saldırının gerçekleştirildiği tarih itibarı ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Ekrem İMAMOĞLU’nun İstanbullular ile buluşma mitinginin düzenlendiği saate denk gelmesi, birlikte değerlendirildiğinde, hiç de öyle AKP ve hükümet cephesinden görüldüğü gibi basit ve olağan bir olay gibi görülmemekte. Diğer bir değişle olayların gelişim biçimi TESADÜF değil. 
Olaylara bakış açısı bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; soruşturmalar ile göz altına alınan 9 kişi “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik” ve saldırıyı gerçekleştiren kişi yönünden Kasten Yaralama” suçlaması ile tutuksuz yargılanacak olmaları TESADÜF değil. Ne var ki organize bir şekilde, planlanarak, ülkemiz ve uluslararası kamuoyuna verilmek istenen mesaj şudur.
  • Aleyhe sonuçlanan seçimlerin iptali için gayri hukuki tüm yolları deneyerek, bu çabaları meşrulaştırmak ve bu yönde algı yaratmak.
  • Hukuk dışına çıkılmasını öngören kararlara karşı oluşabilecek tepkileri azaltmak için planlı ve sistematik olaylar kurgulamak.
  • Kurgulanan olayların toplum üzerinde psikolojik ve siyasal baskı oluşturmasını sağlamak
  • Olası bir iç karışıklıkta toplumun reflekslerini ölçmek
  • İktidara mal olmuş seçimlerin iptali için, gerekli görüldüğünde iç karışıklık çıkarılmak sureti ile Anayasal Demokratik Düzenin askıya alınmasını sağlamak.
  • Çok daha önemlisi bu güce sahip olduğunun mesajını ülkeye ve uluslararası kamuoyuna gösterebilmek.
Tam da bu noktada sayın KILIÇDAROĞLU’na karşı yapılan saldırının yasal tanımı Türk Ceza Kanunu’nun, Beşinci Bölümünde , “Anayasal Düzen ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” olarak tanımlanan 309. Maddesinde yer bulduğu şekli ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını ve tutuklu yargılanmayı gerektirirken; böylesine tesadüfler zincirini, sıradan bir protesto olarak görmek, hukuki nitelendirmeyi buna göre yapmak ve suçun faillerini tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmak da TESADÜF değil. Organize edilmiş, elverişli materyaller ve failler ile harekete geçilmiş, provokasyon gerçekleştirilmiş, sonuçları doğmuştur. Demokratik Anayasal Düzen askıya alınmak istendiğinde, muhalefet cephesinin yine hukukun çizdiği ve demokratik sınırlar içerisinde tepki göstereceği test edilmiştir. Göründüğü üzere bu süreçte yaşanan hiçbir olay TESADÜF değildir. TESADÜF OLAN Sayın KILIÇDAROĞLU’nun yüzünün AKP üyesi Osman SARIGÜN’ün yumruğuna çarpması ve günün hava koşullarına göre üşüyüp ısınmak isteyen yine AKP üyesi olan Fatma BAŞARAN’ın yakmak istediği eve sığınmasıdır.