Yazdır  
KADINLAR BİRLİKTE GÜÇLÜ
Prof. Dr. Özlem Cankurtaran
Sosyolog

Erkek şiddeti Türkiye’nin yeni yaşam gerçeği haline geldi.
Türü, yoğunluğu ve devamlılığı sürekli artan şiddet örneklerine karşı, ne yazık ki ne toplumsal tepkiler yeterince güçlü, ne de yasal mevzuatlar çözüm odaklı.
Erkekler, bu hakkı, cesareti, ayrıcalığı kendilerinde nasıl buluyor? Erkeklik denen kavram şiddet eğilimini meşru mu kılıyor?
Şiddetten beslenen duyguların ana kaynağı ne?
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi akademisyenlerinden Profesör Doktor Özlem Cankurtaran yanıtlıyor, açıklıyor, anlatıyor;
 
TARİHSEL ELE ALIŞ MÜMKÜN
Erkeklik, ya da erk olma kavramı, tarihsel boyutta her daim kendini var etmiş ve sürekli yenilenen bir iktidar, bir hiyerarşi biçimi esasında. Böyle bir hiyerarşi kurulması, toplumsal düzenleme ihtiyacının, ya da bir anlamda toplum sözleşmesinin arayışı olarak tanımlanabilir. Belki de bir düşünme biçimi.
Bourdieu'dan referansla söyleyebiliriz ki;
‘Böyle kurulmuş bu düzen, bu hiyerarşi içinde hepimiz esasında eril bir düşünme biçimine sahibiz.’
Kadınlar, erkekler, çocuklar yetişirken.
Herkes.
Yani erk erkekte, iktidar olan erkek ve ikinci olan her zaman kadın.
 
TOPLUMUN İNŞASI
Erkek, erk, otorite, güç ve diğer imtiyazlar, bugün öğrendiğimiz bir şey değil. Tarihsel bir gelişi var. Ve kendini asla unutturmuyor. Tarihsel olarak inşa edilmiş ve onun üzerine birikerek gelmiş bir mesele. Onun için de farklı biçimlerde kendini gösterebiliyor.
Yani bir toplumsal, kültürel ve politik bir inşa söz konusu.
Sadece toplumsal deyip, politik ve kültürel yanını dışarıda bırakmamak gerekiyor.
 
ERKEK İKTİDARI ÇOK BİLİNDİK
Erkeklerin kendi içerisinde iktidar kurmasında biyolojik özelliklerin önemi, etkisi var. Kaslı, uzun boylu olmak gibi.
Kısa boylu erkeğin kendi o eril hiyerarşi içerisinde aşağılara bir yerde pozisyon almasının yarattığı yüzeysel değersizlik gibi.
Yine Bourdieu'dan referansla, bedene işleyen bir kültür var.
O kültürel referansı hiç unutmamak gerekiyor.
Örneğin erkeğe uygun beden duruşları, jestleri, mimikleri taşımayan erkek, eril iktidar içerisinde en aşağılarda konumlanıyor.
Başka deyişle, iktidarı kuran, aynı zamanda bedenin kendisi oluyor.
Bu durum hem biyolojik, hem kültürel izler barındırıyor.
 
HEGEMONYA DİLİ
Erkekliğin bir literatürü var artık. Daha çok feministler kadınlık durumları, kadın mücadelesi üzerine birikmiş durumda ama, erkeklik meselesi de son on yılda epeyce literatür üretti.
Bir yelpazeden söz edelim.
Bunun en tepesinde hegomonik erkeklik duruyor.
Çok konuşmayan model erkeklik.
Bu tiplerin sosyal inşası, vücutlarını kaslı hale getirmek arayışı.
Her bakımdan kendini güçlü hale erişmek amacı.
Böylelikle iktidarda sürekli olarak kalmayı sağlayabileceklerini zannediyorlar.
Hegemonik erkeklik, iktidarını sürekli kendi çıkarı doğrultusunda organize eden, üreten bir erkekliktir.
Bu yelpazede en aşağıda geyleri düşünebiliriz.
Çünkü erkeklik anlayışına pek uymuyor.
Yine o yelpazede pragmatik erkeklik dediğimiz bir erkeklik türü var. O da işine geldiğinde, çıkarına olduğunda daha dişil davranmak, dişil olanı kabul eder hale gelmekle kendini simgeliyor.
Kentli orta sınıf erkekliği için bunu söyleyebiliriz.  
Bir de profeminist erkeklikten bahsedilebilir.
O da feminist kadınlarla eşitlik mücadelesinde yan yana yer alan erkek modeli.
 
YAŞAMA YANSIMASI
Bir kere inanılmaz bir hiyerarşik ve adaletsiz bir ilişki kurulduğu için, bütün sevgi, eşitlik, aşk dediğimiz güzel duyguları neredeyse yaşamıyoruz. İnsanın kendini var ettiği bütün bu dışavurumları içimize sine sine paylaşılamıyoruz.
Daha çok şiddet, daha fazla eşitsizlik nedeniyle, ortaya çıkan umutsuzlukla, kendini gerçekleştirememe haliyle, kendinden memnun olmama psikolojisi ile yüzleşiyoruz.
Erkeklik, sürekli bir iktidar gösterisi yapmak durumunda kalıyor.
İktidara ulaşma, iktidarda kalma inadı inanılmaz yorucu hale geliyor. Başarılamadığı zamanlarda birilerinin bedel ödemesi gerekiyor. Bedel ödeyenler genelde kadınlar oluyor.
 
ÇÖZÜM ÜZERİNE
Erkeklik inşası aslında bizim doğumdan itibaren bütün gözelerimize kadar dolmuş bir düşünme biçimi. Bu düşünme biçiminden kendimizi ne kadar kurtarabileceğimiz meselesi de paradoksal bir sorun. Kadınlar için de, erkekler için de iyice karmaşık hale gelen bir durum. Ekeğin hem çıkarı olacak, hem mevcut avantajlarından vazgeçmiş olacak. Bu da pek olası görünmüyor.
Bulunduğumuz yer sürekli olarak bize eril düşünmeyi vaaz ediyor. Bütün ilişki pratiklerimizi de öyle kuruyoruz.
Bunun ne kadar farkındayız, bunu ne kadar eşitlikçi hale getirebiliriz, ya da ne kadar eleştirel bakışı ile güçlendirebiliriz.
Asıl konuşulması gereken bu.
 
FARKINDALIKLA BAŞLAR
Bunların farkına varıp nasıl dönüşeceği, nasıl bir eşitlikçi ilişki ortaya konulabileceği, ya da düzenlenebileceğine ilişkin tartışmalar yapılıyor. Kadın hareketi de bu tartışmanın içerisinde.
Bütün dünyada, belki de en çok Türkiye'de, devamlı artan bir erkek şiddeti ile yüz yüzeyiz.
Bunu bir erkeklik krizi olarak tanımlayabiliriz.
Aslında gücünü kaybetme korkusunun yarattığı bir çıkmaz.
Erkeklik meselesindeki güç kaybetme riski, devletin nasıl bir erkeklik inşası istediği ile ilgili.
 
ŞİDDET DEVAM EDERKEN
Şiddet devam ediyor, yeniden üretiliyor.
Burada söz konusu olan fiziksel şiddet.
Bu ikili cinsiyet pratiğini başka türlü nasıl düşünebiliriz.
Aslında burada istenen sembolik şiddetin son bulması.
Eşitlikçi bir toplum kurmak değil de, bunun daha yumuşak bir yeniden üretiminin sağlanma arzusu.
Deniz Kandiyoti diyor ki; Batıda ataerki, klasik ataerki dediğimiz aile içerisinde en büyük yaştaki ve en çok paraya güce sahip erkeğin gücü yıkıldı. Çünkü, bugün batıda daha farklı aile formları ortaya çıktı. Türkiye gibi geçiş toplumlarında da bunun benzer örneklerini görebiliyoruz. Bu hareketlilik kendisini eril restorasyon biçimde ifade ediyor.
Örneğin; medyada kadınlar var artık ama, hangi konumda?  
İkincil konumda. Siyaset kurumunda kadının konumuna göz atarsak, eril restorasyonun yeniden üretildiğini görebiliyoruz.
 
ŞİDDET VE FAİLLERİ
Fiziksel şiddet uyguladıkları için aile mahkemesi tarafından haklarında tedbir kararı alınmış bir grupla yaptığım bir çalışmadan söz açmak istiyorum.
Yürürlükteki aile içi şiddeti önleme yasası, sadece öfke kontrolü eğitimi seviyesinde işlenmiş.
Türkiye'de maalesef işler böyle sembolik olarak ilerliyor.
Bu da bilerek yapılan bir şey galiba.
Kim, kaç hafta bu eğitime katılacak belli değil.
Biz kendiliğimizden dedik ki, 10 haftalık bir program olsun.
Peki, bu eğitime gelmezse bunun karşılığında nasıl bir müeyyide uygulanabilir?
Belli değil.
Yine dedik ki, katılmazsanız hakime bildireceğiz.
Hakim ne yapacak, o da netlik içermiyor.
Yasa inanılmaz boşluklarla dolu.
Buna rağmen bir program geliştirdik.
Kadınlık inşası, erkeklik inşası üzerine.
Ama inanılmaz bir öfke ile karşılaştık tabi ki.
Erkekler geldiklerinde biz şiddet uygulamadık, kadının beyanına dair uygulamalar yapılıyor ve biz bu uygulamalarla mağdur oluyoruz dediler. 
Bir süre sonra baktık ki; öfkeyi kontrol etme tekniklerini sadece iş yerinde pratiğe taşıyorlar. Eşleri ile olan ilişkilerinde değil.
İstediği zaman istediği yerde patronuna, iş arkadaşına karşı ilişkilerini düzenlemek için bunu kullanabiliyor, eşine karşı düzenlemek istemiyor.
 
İKTİDARI KAYBETMEMEK UĞRUNA
İktidarın nasıl kurulacağı, erkeğin sosyal sermayesiyle, kültürel sermayesiyle çok ilgili. Yani erkeğin elindeki sermaye ne kadarsa, uygulayacağı şiddet biçimi de ona göre değişebiliyor.
Erkek, ev içinde mutlak iktidar kurmak istiyor.
Bunun için ev ortamında kadına karşı sert bir öfke dili ile o iktidarı dayatıyor. Şiddet uyguluyor, baskı yapıyor.
Ama bu şiddetin biçimi değişik.
Biz, on haftalık program sonunda partnerleri ile konuştuk. Partnerleri diyorum, çoğunlukla eşleri ya da boşanma sürecinde oldukları eşleriydi bu insanlar.
Onlarla görüşmemizde tam da beklediğimiz şeyle karşılaştık. Kadınlar dedi ki; Evet artık fiziksel şiddet kalmadı.
Ama inanılmaz bir psikolojik şiddet ile karşı karşıyayız.
 
SORUN SÜRÜYOR
Sorunun çözülmesi sadece eğitimlerle yapılacak bir şey değil. Toplumun bilinçlenmeye gönlü olacak.
Yani bunu isteyecek ki, gerçekleşebilsin.
Bazen de iletişim becerisini arttırabilenlerin hakikaten şiddeti uygulamaz hale geldiğini gözlemledik.
Kadın devamlı şikayet eder hale geldiği için, erkek şikayet edilmiş olmaktan rahatsızlık duyuyor.
Erkeklik, bir şeyi öğrenme durumunda kalacaksa bu çok problemli de olabiliyor.
Hepsi mesela şey dediler; Karılarımız gelsin öğrensin, biz ne öğreneceğiz. Öğrenmesi gereken kadındır ya her zaman.
Erkeklik gururunun incinmesi, en önemli durumlardan bir tanesi. Şiddete gerekçe gösterilen en okkalı sebep.
Program yaygınlaştırılamadı.
Ankara İl Müdürlüğü çerçevesinde kaldı.
Yasa bunun için çok önemli.
Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’ne 6284 sayılı yasaya her ne kadar problemli yanları da olsa, sahip çıkmalı.
Çünkü gerçekten her şey şimdilik buradan dönüşüyor.
Erkeklik, zorla karşılaşınca ancak değişiyor.